Ataol Behramoğlu: Şiir Ölmez Çünkü Dil Ölemez

    Ataol Behramoğlu: Şiir Ölmez Çünkü Dil Ölemez

    Türk Edebiyatı’nın duayen şairi Ataol Behramoğlu dillerimize dolanan şiirleri 50’nci Sanat Yılı’nda bir derleme olarak yayınladı. Bu vesileyle Behramoğlu ile buluşup; Türk şiirinin genç nesil üzerindeki etkisini, günümüzdeki yerini ve geleceğini konuştuk.

    Türk Edebiyatı’nın duayen şairi Ataol Behramoğlu dillerimize dolanan şiirleri 50’nci Sanat Yılı’nda bir derleme olarak yayınladı. Bu vesileyle Behramoğlu ile buluşup; Türk şiirinin genç nesil üzerindeki etkisini, günümüzdeki yerini ve geleceğini konuştuk…

    50’nci Sanat Yılı’nız anısına çıkardığınız kitapta geriye baktığınızda neler gördünüz?

    50’nci Sanat Yılı’nı 1965’den bugüne süreci hesap ederek değerlendirdik. 60’lar Türkiye için yeniden doğuştu. O güne kadar Türkiye’de yasaklanmış pek çok şeyin önü açıldı, gerçek üstücülükten varoluşçuluğa kadar pek çok edebiyat akımı vardı. Liseden üniversiteye geçtiğim yıllardı. Şiirde bir dönüm noktası, toplumda biriken enerjinin dışa vurumuydu.

    Neler yaşandı o yıllarda?

    Şiir her zaman önemliydi ama 60’lı yıllarda gençlik o yılların enerjisini dile getirdi. Kitle önünde şiir okumalar yaşandı. 70’lerde yurtdışında kaldım bir süre.Rusya’da master yaptım. Londra’da, Paris’te kaldım. Yurtdışı şiirlerimi o yıllarda yazdım; ‘Ben ölürsem akşamüstü ölürüm’ gibi. Onar yıllık seçmeler yaşamımdaki dönüşümlerle ilgili. Ülkemizin yaşamı ile şiir yaşamımın örtüştüğü olgusudur. Sonra 80 darbesi döneminde yazdığım cezaevi şiirleri var. Şiir biraz geri çekildi. Ardından en iyi şiirlerimi yazdığım Sürgün Şiirleri.

    Şiirin bizim memlekette ayrı bir yeri var mı?

    Bizde söz önemlidir, şiirsel söz özellikle… Sıradan insanın yaşamında önemli bir yeri vardır. Büyük şairler yaratmış Türk halk geleneği. Bugünse tüketim ahlakının belirlediği bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlar derinliğe ihtiyaç duymadan tüketerek yaşıyorlar. Yüksek değeri var. Edebiyatın en başında gelir, çünkü dilin en yoğunlaşmış halidir. Şiir hikayenin ötesinde, dilde, duyguda, düşüncede, sezgide, bilinçaltında derinleşmektir. Bunun ortadan kalkması insanın niteliğinin değişmesidir.

    Genelde hüzünlenince mi şiire sarılırız?

    Akıl her şeyi açıklayamaz. Bizim sezgilere, hayal kurmaya ihtiyacımız var. Hayal kurmadan bilim bile olmaz. Ama kültür, eğitim meselesi, çocuklarımıza şiir öğretmezsek..

    Ne kaybederiz?

    Çok şey kaybederiz. O çocukların geleceği olamaz.

    Çocuklara nasıl şiirler okumalı?

    Bir anne baba çocuğuna Orhan Veli’den şiirler okuyabilir. “Gün olur alır başımı giderim”.  Dünyaya bakışta derinlik oluşur, yaşama sevinci oluşur. Benim en çok etkilendiğim şiir, 10 yaşında, bir çocuk dergisinde, Necip Fazıl’ın “tabut” diye bir şiiriydi. Tavanarasında okumuştum. Öyle şiirlere de gerek var ergenliğe doğru.

    Şair olmaya karar mı verilir, siz karar mı verdiniz?

    Herkes beni en başından beri şair olarak kabul etti. Daha ilkokulda öğretmenime “ben şiir yazıcam” deyince, kenarda şiir yazmama izin veriyordu. Dersten beni muaf tutuyordu.

    Hala şiir yazıyor musunuz?

    Şiir çalışıyorum sık sık. Düşünüyorum.

    Şiirlerinizden pek çok şarkı da yapıldı.

    Başından beri müzikle ilişkim var. Piyano çalışıyorum. Giderek çoğaldı şiirlerimin besteleri. Başlangıçta bağlama ile bestelendi ama onlar tutmadı. Şiirimin yapısı ona uygun değil. Sonra pek çok müzisyen şiirlerimi besteledi. Timur Selçuk, Vedat Sakman, Zülfü Livaneli, Ezginin Günlüğü gibi. Şiirin yapısına uygun düşen bir ezgi olursa güzel bir şarkı çıkıyor ortaya. Çağdaş şiirlerin bestelenmesi, kitlelere ulaşması anlamında olanak sağlıyor.

    GÜNLÜK DİLİN EN YOĞUNLAŞMIŞ, EN DERİNLEŞMİŞ BİÇİMİDİR ŞİİR

    Peki bugün şiir ölüyor mu? Bugünün gençliği “şiir yazıyorum” dese dalga konusu olur.

    Dil ölür mü? Dilin en yoğunlaşmış, en derinleşmiş biçimidir şiir. Günlük dile şiirin nasıl zenginlik kazandırdığını görürüz. “‘Gün olur alır başımı giderim”‘i şöyle de diyebiliriz “Bazen deniz kenarında balıkçıların ağlarını koklayarak yürürüm”‘. Hangisi daha güzel?  Şiirin içindeki metaforların nasıl bir derinlik kattığını, nasıl bir ihtiyacımız olduğunu görürsünüz.

    Neden ihtiyacımız var buna?

    Çünkü daha fazla insan oluruz. Masadan farkımız olur!

    Şiir insana ne yapar?

    Hayat dediğimiz şey bir süreç. Bunun bir formulü de yoktur. Derinleşmek önemlidir. Yaşamın daha anlamlı olması gerekiyor. Her yeni doğan daha güzel bir dünyaya gelmeli. Heyecan duymalı varoluşdan. Derinleşmek ölüm korkusunu azaltabilir. Şiir duygularda, sezgilerde derinleşmedir. Kendini ifade etmede zenginleşmedir.

    Neden eskisi kadar şiir kitabı alınmıyor?

    Hala alan neden alıyorsa o neden, diğer insanlarda olmadığı için.

    Ama hayatın şiiri kaybolmadı değil mi?

    Asla!

    GENÇLERDE YAŞAMA KARŞI İLGİSİZLİK VAR

    Genç kuşaklar şiir okumuyor ama artık. Şiir demode bir şey gibi görülüyor.

    Bu bir eğitim konusu. Gençler bilimi seviyor mu? Yok.. Genel bir yaşama karşı ilgisizlik var. Gençler basit veya moda şeyleri seviyorlar. Çağımızın sorunu bu. Sistemlerin dayattığı her zaman doğru değildir. İnsan mutluluğu sadece tüketimde değil, kendini, zihnini, duygularını da araştırarak bulur. Bundan yoksun olma temel bir yoksulluktur

    İNSANLARIN KESİNLİKLE ŞİİRE İHTİYACI VAR

    Türkiye’de şiire ilgi çok mu vahim?

    Tam tersine. 20 yıldır ülkede şiirlerimi okuyarak gitmediğim yer kalmadı. Gittiğim her yerde salonlar dolu, Hakkari’den Mardin’e. Sizin okuduğunuz şiir ruha dokunmuyorsa insanların etkilenmeme ihtimali yok. İnsanların şiire kesinlikle ihtiyacı var. Şiir artık geniş kitlelere gitme potansiyeli taşıyor. Falanca şiirimin 60 bin tıklandığını görürsünüz internette. “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” akla zarar derecede paylaşılıyor. Romanı paylaşamıyorlar ama şiiri paylaşıyorlar internette.

    Söyleşi: Eylem Kaftan

    ZİYARETÇİ YORUMLARI

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

    BİR YORUM YAZ

    nineteen + sixteen =